-
Yalnız
Yalnız yaşıyoruz hayatı, evliyken de yalnız küçükken de yalnız büyürken de… Bir kişi daha yok bizimle nefes alan.
Bir tek bedenimiz var ne içimize misafir ettiklerimiz bedenimizin bir parçası oluyor ne içinde yaşadıklarımız, daima yalnızız.
En çok aşık olduğumuz mu hissediyor ateşe dokunduğumuzda acıyı, annemiz mi, babamız mı? Yalnızız her beraber yürüdüğümüze inat yalnız.
Bir hayal kuruyorum, hayalimde yaşıyorum, bir eş seçiyorum kendime seçiyorum ve artık yalnız olmadığıma inanıyorum, bir uyanıyorum yanımda yalnız bir adam bir daha bakıyorum, uzaktan görüyorum bedenimi sahte bir aşka sarılmış duymadığı heyecana inanmış gördüğüm kadın, yalnız hem de hepsinden fazla, çok yalnız…
Kaçırıyorum o kadını, kaldırıyorum o yataktan kurumuş dudakları var ve hala ıslak gözleri, saçları gür ama her teli yalnız birer birer özgür. Alıyorum o kadını bir masaya oturtuyorum, Bir kaç kalem izi bırakıyorum kağıda yalnız bırakmamak için birleştiriyorum harfleri yine de yalnız kelimeler paragraf içinde, çok yalnız.
Okumayı öğretiyorum o kadına benim yazdıklarımı okumayı, ruhuyum ben onun bedeninin sahibi, ben vermeliyim emirleri aklına yalnızlığı getirmeyecek yatağına dönecek inandığı aşk sahte olmayacak artık, yataktaki adam yalnız kalmayacak ikisi beraber olacak yenecek yalnızlığı, bir tuşa dokunuyorum her söylediğim gerçekleşiyor bir bir ancak sonunda bedenine eş bulduğum kadının yalnız ruhu oluyorum işte yine yalnız.
-
Yağmurlu Günün Yaz Hayali
Akdeniz’in kokusunun solunduğu, Fransa’nın güneyinde Nice’te doğdum. Mart ayının sonunda doğduğum için kafamı dik tutabilmemin ilk günleri muhtemelen yaz günlerindeydi, belki ilk kez denize gülümsedim. Kum nasıl terlemiş tene yapışır, deniz nasıl ses çıkarır ne zaman serin bir rüzgar güneşten yanan yerleri rahatlatır biliyorum. Deniz şehrinde yaşamak insanın rotasını hep denize çevirir. Denizden uzaklaşır okula gidersin ama teninde ne kadar duş alsan da geçmemiş bir deniz kokusu vardır. Güneşin kokusu olur mu? Güneşin kokusu her tende özeldir, her tende farklı… Şimdi 3 kelimeyle tanımlayacağım Irlanda’dayım; soğuk, yeşil, bira. Hava 12 derece yağmur yağıyor Ben hayaller kuruyorum. Sizinle paylaşacağım hayallerim şöyle başlıyor; “Yaklaşık 32 derece sıcaklık denizin kokusunu duymuyorum çünkü evde klimalar son hızda çalışıyor ve pencereler sıkı sıkı kapalı içerideki soğuk havayı saklayabilmek için. Bikinimi seçiyorum, bir de yedeğini yatağımın üzerine atıyorum, bu yedeği her zaman hazır olan kocaman hasırdan örülmüş plaj çantama koyacağım. Bir kaç küçük hazırlık daha, sonra kolumda plaj çantamla kapıdan çıkıyorum. Sıcak yüzümü yakıyor, nem ıslak hissettiriyor vücudumun açıkta kalan kısımlarını. Şemsiyeyi kiraladığımız kalabalık plajları sevmiyorum, sessiz küçük bir kumsal keşfetmişim yine arabanın durmadan çalışan kliması eşliğinde trafiğe çıkıyorum, bu minik kum krallığıma doğru. Ulaştığımda inmeden önce sıcağa hazırlıyorum kendimi, sonra kapıyı açıyorum, arabamdan inip bagaja yöneliyorum. Şemsiyemi çekip çıkarıyorum plaj çantam omuzumdan aşağı çekerken kumlarda yanarak yürüyorum. En güzel noktayı seçiyorum güneşi karşıma alıyorum şemsiyemi olanca kuvvetimle kuma saplıyorum ama biliyorum ki rüzgarda devrilecek, ayaklarım yanarak peşinden koşacağım. Askılarımı indiriyorum, elimde havucum var güneş kreminin en doğal, en taze hali. saçlarımı yukarıda topluyorum, yüzümde iz bırakmaması için, sonra tamamen teslim oluyorum güneşe…” Yağmur camıma damlarken bunları hayal ediyorum, yazamadığım kadar çok ayrıntısı var aslında aklımda… DBB
-
Bir Sayı Daha Yalnız
Hep ailesiyle yaşayan şanslı insanlarınki gibi olmadı çocukluğum, 17 yaşında farklı bir eve taşındım belki bu bir zorunluluk olduğu kadar kendi tercihimdi de. Buna rağmen 21 yaşında ilk kez bu kadar uzun süredir onlardan ayrıyım. Ailem dediklerim kim mi? Onlar annem ve babam çekirdek aile diye adlandırdıklarınız. Başka aile bireylerine de sahibim ama onların uzak kaldığımızda hissettirdiği özlem bilirsiniz işte tanımlayacak bir kelime bulamıyorum ama farklı. Eminim kardeşi olanlar bu anne baba ikilisinin içine bir de kardeşini ekliyordur. Benim bir kardeşim yok yani “artık” yok. Annesini hiç tanımamış bir arkadaşım benim onun adına üzüldüğüm kadar üzülmüyor, sebebi hiç anne figürünü bilmiyor olması. Hiç sahip olmadığınız bir şeyin eksikliğini nasıl yaşarsınız ki? Hiç öğrenmediğiniz bir kelimenin yokluğundan rahatsız olmazsınız. Ben bir kardeş eksikliği yaşıyorum çünkü anne karnını paylaştığım bir ikiz kardeşim varmış. Aylarca aynı amniyon sıvı içinde yüzdüğüm erkek kardeşimin ciğerleri gelişimini tamamlayamadığı için ailemin aldığı erkek bebek eşyaları gibi, tanrının onun için görevlendirdiği ruh da olduğu yere dönmüş. Babam bir kaç yıl önce buna benzer bir cümle ile anlattı hikayemi, o güne kadar hep tek çocuk olduğumu sanıyordum. Küçükken bakıcıyla büyüyorsan bir kardeş eksikliği hissetmiyorsun, şimdi ise kardeşi olanlardan bir belki iki, üç sayı daha yalnız olduğumu biliyorum…
-
Teşekkür Ederim
Başkalarının düşünceleri herkes için değerlidir, özellikle kadınlar başkalarını biraz daha önemser. Benim için her konunun bilir kişisi yani önemsenmeye değeri farklı. Biri var ki yazdıkları beni mutlu eden okuduğumda ilgimi çeken hatta yazdıklarıyla hiç tatmadığım yemeğin tadını duymamı sağlayan kişi, işte o bana bir ufak eleştiride bulundu yazdıklarımla ilgili. Şöyle söyledi; yazılarını herkes okusun diye yazıyorsun, yazı yazmak kendi kendine konuşmak gibidir kendine bir kişi seç yalnızca o okuyacak gibi yaz daha güzel olacak. Aslında o böyle söylemedi yine benden iyiydi ama anafikir bu yöndeydi. Ben de düşünmeye başladım neden böyle romantik yazıyorum neden realist olamıyorum yazarken, biraz sesli düşündüm ve pek çok bahane sıraladım o adama. Bir örnekle açıkladı aslında ne söylediğini korkmak konusunu seçtim iki cümle kurdu, biri benim cümlem gibi diğeri kendi cümlesi -benim kurabilmek istediklerim- gibi. Bir kez okuduysanız onu, kimden bahsettiğim anlaşılmıştır. Bu bir teşekkür yazısı bana anlattığı gibi yazabilmek istedim herkes okusun diye değil O okusun diye yazdım. Teşekkür ederim.
-
Tek Renkten Gökkuşağı
Her kavramı aklımızda şekillendirir deneyimlerimiz ile bir tanımını oluştururuz. Bazı kavramlara bir kelime ile karşılık bulurken bazılarını anlatabilmek için kuracağımız her cümle yetersizdir. Herkesin bir kelimeyle tanımladığı kavramlarının yanında gökkuşağı gibi bir tek renk ile anlatamadığı bir kaç kavramı olur.
Küçük bir çocukken öğrenme başlar. Bazı kavramlar vardır ki başımıza gelmeden öğrenmemiz mümkün değildir bazıları için de yakınlarımızı kurban etmemiz gerekir. Şüphesiz bir çocuğa anlatmanın zor olduğu kavramlardan biri ölümdür. Oyuna yeni başlamış oyuncuya, oyunun sonunu söylemek tüm heyecanı kaybetmesine sebep olacaktır. Bir yakınını kaybedene kadar sözlükteki duygusuz tanımı kullanırsın. Gerçek tanım ismi aklına geldiğinde gözlerine yaşlar dolan kişiyi kaybettiğinde öğrenilir. Bir başka zor kavram ise ailedir. Küçükken hep yanımızda olacaklarına inandığımız için gerçek anlamda öğrenmeyi geciktiririz. Ergenlik döneminde unutmak istediğimiz kavram, biraz daha büyüyüp yalnız kalınca anlamını gösterir. Pişmanlık ve suçluluk duygusu tanıtır bu kavramı bize… Ailemize her karşı gelişimizden pişmanlık duyarız her anımızı onlarla geçirmediğimiz içinse suçluluk. Telafi edemeyeceğimiz bir zamanda öğrenmek bu kavramı, en büyük kayıptır. Başkalarının tanımından en uzak olan kavram ise aşktır. Aşkı paylaşan iki kişinin dahi tanımı aynı değildir. Bir daha hiç unutamayacağımız tanımı ilk aşkımızla öğrenir, her yeni sevgili ile biraz değiştirir, bazen biraz anlamını daraltır, bazen de bir kaç kelime ile zenginleştiririz.
Bir çocuğa masa başında kavram dersi vermek hatadır, elinden tutup göstermek, öğrenme sürecinde önünde değil arkasında durarak uzaktan izlemek gerekir. Sonunda biz ne öğretirsek öğretelim çocuğa, o deneyimleriyle tanımlayacaktır yarım bıraktığımız kavramlarını.
-
Ilk Deneyim
Hayatta bir başlangıçlar vardır bir de bitişler. Bu iki kavram arasındaki zaman dilimine alışkanlık, mutluluk, üzüntü, heyecan … bir çok duygu yerleştiririz. Çoğu zaman bize zor görünen bitişler olsa da, o bitiş çizgisi ama yerde ama ayakta geçilir biter, bitmez dediklerimiz. Zor olan başlangıçlardır, insanın korkusunu yenip yeniliğe açılmasıdır.
Hayat gün içinde yaşadığımız kısa zamanların bir uzun kopyasıdır, bitirmek kolay başlamak zor diyorum ya; bir nefes daha alırız, ciğerlerimiz son kez şişer sonra hepsi birden havaya karışır ruhumuzu da götürür son nefesimiz dudaklarımızdan sızarken. Doğmak ise iki farklı insanda taşınmak ile başlar bir yarımız bir diğer yarımızı bulsun diye sıra bekler ruhumuz, sonra bir çok mucize yıllarca kutlayacağımız doğum günümüz gelene kadar. Annemizden yaşadığımız en büyük ayrılık bir başlangıçtır bizim için. Hatırlayabilseydim kendi doğum maceramı eminim söyleyeceğim ne kadar korktuğum olacaktır. Ilk adımlarım, ilk kelimelerim, ilk aşk, ilk seks hepsine şimdi ilk deneyimlerim diyorum, hayatımın tamamı da bir deneyim siz de reenkarnasyona inanmıyorsanız ilk deneyimimiz üstelik.
Bugün bir deneyim daha yaşıyorum, “ilk deneyim” haneme bir sayı daha. Ilk kez düşüncelerimi böyle uzun bir paragrafta topluyorum, üstelik bu kez hukuk konulu değil ve türkçe. Kuşkusuz her deneyim gibi cesarete ihtiyaç duydum biraz utandım hatta ama yazdığım için pişman değilim, umarım okuyan kimse de pişman olmaz. Bu cesaretim için gerçekten yazabilen insanlardan özür dilerim benim yaptığım sadece aklımdan geçenleri bir kenara not etmek…
DBB